İyi Oyun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İyi Oyun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
,

Sorun Rakipler Değil ki!

08 Ekim 2008 Gönderen:Sade 0 yorum

Bugün okuduğum bu habere ve yazan arkadaşların gerçeği değilde gerçeğe teğetleri yazmasına tepki vermek amacı ile cevaben yazdığım bir futbol yazısıdır.

Zorlu bir grup olduğu fikrine asla katılamam. Sevilla, Milan, Stuttgart, Ajax, Deportivo, Valencia, gibi kalbur üstü takımlardan ziyade Benfica, Anorthosis zede Olympiakos, sıradan bir alman takımı olan Herta Berlin ve Avrupa da adı bile çok az bilinen Ukrayna liginden Metalist ile eşleşmek Galatasaray için büyük şanstır.

NŞA'da kesinlikle bu gruptan elini kolunu sallaya sallaya çıkarn diyebileceğimiz bir Galatasaray takımı maalesef bu tarz haberlere konu edilecek kadar acizmiş gibi böyle bir habere konu edilmesini de tamamen yanlı bir bakışı olarak gördüğümü ve adeta güneşi balçıkla sıvamaya çalıştıklarını söylemeden geçemeyeceğim.

Ne Lucescu ne Eric Gerets böylesine zengin bir kadroya sahip değillerdi. Ancak elde ettikleri başarılar ortada. Acaba bugün aynı teknik direktörlere bu şans verilebilseydi, Galatasaray Şampiyonlar liginden elenir miydi? Yada Bellizzona gibi bir takımdan toplamda 4 gol yeme başarısını gösterebilir miydi? Bu gibi soruların çoğaltıp binle çarpıp karesini bile alabiliriz.

Geçmişinde herhangi bir başarısı olmayan bir teknik direktörü Galatasaray’ın başına getirmek gibi riskli bir karar alabilen yönetim yaptıkları takdire şayan ancak (riskli) transferleri de bir nevi heba etmiş oldu. Esasen getirilebilecek deneyimli bir teknik direktör ile çok daha başarılı sonuçlara talip bir takım oluşturulabilirdi. Galatasaray’ın oynadığı maçları göz önüne aldığımızda teknik direktörü Skibbe’ni taktiksel hataları ancak ligin orta sıralarında yer alan ve hiçbir zaman maddi, manevi şampiyonluğu hedeflememiş bir takımın teknik direktörünün düşebileceği hatalardı. Yada ilk kez bir takım çalıştıran bir teknik direktörün düşebileceği hatalardı. Gel gelelim Skibbe yaptıklarından ders alıp bir sonraki maçta da beklenen ışığı veremedi.

Oysaki elindeki kadrodan şuan Süper Ligde oynayabilecek 2 takım varken, halen daha sakatlıkları bahane etti. Evet, sakat oyuncular çok ve önemli eksikler ancak bu son Bursaspor - Galatasaray maçının kadrosunda da görüleceği gibi yeterli bir sebep değil. Sakatlara rağmen çıkarılan kadro yanlış olması bir yana, birçok takımın kadrosunda görmek isteyebileceği oyunculardan oluşuyordu. Elindekinin kıymetini bilemeyen ve sakatların ardına sığınmaya çalışan vasat performans gösteren bir teknik direktöre sahip Galatasaray takımı değil aksine Adnan Polat ve Adnan Sezgin’in riskli teknik direktör seçimleri ile Skibbe ile suç ortaklıklarının ürünü olan düşünce yapısıdır.

Yönetimin iyi niyetli olduğundan kuşku duymamakla beraber yaptıkları en büyük yanlışın farkına varıp Skibbe’yi eleştirmelerini ve hatta Galatasaray’da şuan hale hazırda oynayan tüm oyuncuların geçmişte oynadıkları tüm maçların kasetlerinin izletilmesini sağlamalarını, ve hatta rakiplerimizin kasetlerini eline bizzat verip izlemesini sağlamasını, Avrupa kupalarında ki başarının ne kadar önemli olduğuna, ligi şampiyon bitirmekten ziyade Galatasaray’ın dikine ve presle rakibini boğan adeta bir Galatasaray klasiğine dönüşmüş oyun stilini anlatmalarını, … diliyorum.

Eğer bunlar anlatılıp, karşı tarafta anlarsa Galatasaray bu gruptan da çıkar, göze hoş gelen futbolda oynar, yeter ki anlatılabilsin yeter ki anlaşılabilsin.


Burda...
Devamını oku

,

Juan Roman Riquelme

09 Eylül 2008 Gönderen:Sade 0 yorum

Juan Roman Riquelme, 24 Haziran 1978’de San Fernando, Buenos Aires’de dünyaya geldi. Orta sahada oyun kurucu olarak görev alan futbolcu halen Boca Juniors ve Arjantin milli takımında görev yapmaktadır.

Futbol Kariyeri:
10 nüfuslu yoksul bir ailenin çocuğu olarak San Fernando’da dünyaya gelen Riquelme Don Torcuato’da hayatını sürdürdü. Riquelme, Argentinos Juniors’un genç takımında oynarken Arjantin’in ünlü futbol kulüplerinden olan Boca Juniors ve River Plate’in dikkatlerini çeker. 1995 yılında çocukluğunda rüyalarını süsleyen Boca formasını giyer. Boca Riquelme transferi için Argentinos Juniors’a 800.000 $ bonservis bedeli öder. Bir yıl sonra, tarihler 10 Kasım 1996’yı gösterdiğinde Union de Santa Fe takımına karşı oynanan ve Boca’nın 2-0 üstünlüğü ile biten maçta ilk kez profesyonel formayı giyer. Bundan iki hafta sonra, Boca forması ile ilk resmi golünü Huracan karşısında 6-0’lık karşılaşmada kaydeder.

Futbol Club Barcelona Kariyeri:
Boca Juniors ile geçirdiği başarılı yedi sezonun ardından 2002 yılında 11 milyon Euro bonservis bedeli ile FC Barcelona’ya transfer oldu. Transferin gerçekleşmesinden kısa bir süre önce kardeşi Cristian’ın kaçırılması ile talihsiz bir olay yaşadı. Kardeşinin serbest bırakılması için fidye müzakerelerde bulundu ve nihayetinde istenen fidyeyi ödedi. Dönemin FC Barcelona teknik direktörü olan Louis van Gaal’ın Riquelme’nin yeteneklerini hor görmesi ve O’na önem vermeyerek ilgisiz davranması ve nadiren verdi şanslarda da Riquelme’yi daha çok kanatlarda oynattı. Tabi Riquelme gibi oyun kurma becerisi olan, mücadele gücü yüksek, top tekniği yüksek, ön libero olarak kontra atak oyununa yön verebilen, ve ona serbestlik verildiğinde neler yapabileceğini kimsenin kestiremeyeceği bir orta saha oyuncusu için kanatlara deplase olan bir strateji ile oynamak kendi meziyetlerini tam olarak gösterememesine sebep oldu. Buda Riquelme’nin ilk 11 şansını giderek azaltmaya başladı. Van Gaal artık Riquelme’yi yedek bir oyuncusu olarak görüyor daha çok yedek kulübesinde oturtuyor ve O’na İspanya Kupası ve Şampiyonlar Ligi grup maçlarında ilk 11’de yer veriyordu. Ve sezon sonra Villarreal’e kiralandı.

Villarreal C.F. Kariyeri:

Yeni takımı Villarreal’de Arjantin’den ve Güney Amerika’dan komşu ülke oyuncularının ve özellikle başta dönemin Arjantin milli takım kaptanı Juan Pablo Sorin varlığı takıma adaptasyonunu hızlandırmıştır. 2004-2005 sezonunun ardından İspanya’nın ünlü spor gazetesi Marca tarafından ‘Artistic Player’ olarak seçildi. 2005’te FIFA tarafından Yılın En İyi Oyuncusu ödülüne aday oldu. Villarreal muhteşem performansını iki yıl boyunca sürdüren ve takımın değişmezi olan Riquelme’nin bonservisinin %75’ini 8 milyon Euro’ya F.C. Barcelona’dan alarak Riquelme ile 4 yıllık kontrat imzaladı. Geri kalan %25’lik kısım ise Villarreal’in Riquelme’yi başka bir kulübe satması durumunda FC. Barcelona’ya ödenecekti. Tabi anlaşmada Barcelona’nın kadrosunda yer alan Deco, Mark Van Bommel, Xavi Hernández, Andrés Iniesta ve Ronaldinho gibi kalitesi tartışılmayacak yıldızların olmasının yanında İspanyol Kulüplerinde Avrupa Birliği üyesi olmayan ülkelerden sadece 3 futbolcunun takımlarda oynama kriteri de etkili olmuştur.

7 Aralık 2005 tarihinde Villarreal’in kendi sahası Estadio El Madrigal’da Fransız Lille OSC takımını 1–0 yenerek UEFA Şampiyonlar Ligi gruplarından Benfica ile birlikte bir üst tura çıkma şansını yakalarken aynı grupta bulundukları İngiliz devi Manchester United F.C. turnuvaya veda ediyordu.

Villarreal için ilk kez katıldıkları Şampiyonlar Ligi turnuvasında gruplardan çıkmak, başarılı ve gayette kazançlı bir sezon olarak değerlendirilebilecek olsa da Riquelme transferinde F.C. Barcelona ile yapılan anlaşmanın şartlı gelir maddelerinden biri gereği Katalan kulübe 1 milyon Euro ödüyordu. Diğer bazı şartlı gelir maddelerinde de şöyleydi; La Liga 2005–2006 sezonunda Villerreal sezonu ilk dört içinde bitirirse Katalan ekibe 2 milyon Euro ödeyecekti. La Liga 2005–2006 sezonunu 7. bitirdiler. Aynı madde La Liga 2006–2007 sezonu içinde aynı şartlarla uygulanacaktı. La Liga 2006–2007 sezonunu 5. bitirdiler. Gruptan çıkma başarısını gösteren Villarreal ilk turdaki İskoç Temsilcisi G.Rangers’i 2-2 ve 1-1 lik skorlarla deplasman gölünün önemini göstererek eledi. Çeyrek Finalde İtalyan temsilcisi Internazionale takımına deplasmanda 2-1 ve kendi evinde 1-0 ‘lık skorlarla eve dönüş biletini veriyordu. Artık kupaya çok yaklaşıldığı ve rüyanın gerçekleşebileceği herkes tarafından söylenmeye başlanmıştı ki Yarı Finaldeki ilk maçın deplasmanda İngiliz temsilcisi Arsenal’e 1-0 kaybedilmesi ile biranda ümitler yerini tedirginliğe bırakmaya başlamıştı ancak Villarreal’in kendi evinde oynadığı baskılı ve istekli oyun tüm tedirginliklerin gereksizliğini ispatlıyordu adeta. Ve dakikalar 88’i gösterdiğinde 0–0 golsüz eşitlikle devam eden maçta hakem Valentin Ivanov Gaël Clichy'nin oyuna sonradan giren José Mari’ye yaptığı hareket sonrası penaltı noktasını gösterir. Maçın son dakikaları tüm ümitlerin gerçekleşeceğine olan inancın zirve noktasıydı. Topun başına geçen takımın duran top ustası Riquelme’ydi pek tabi ancak bu kez istediği vuruşu yapamadı ve 36 yaşındaki deneyimli kaleci Jens Lehmann topun ağlarla buluşmasını önledi.


Boca Juniors Kariyeri:
Villerreal menajeri Manuel Pellegrini ile Riquelme arasında yaşanan gergin durum sonrası 2007 yılının Şubat ayında Riquelme Boca Juniors’a beş aylığına kiralanır. Riquelme, bir orta saha oyuncusu olmasına karşın attığı 8 golle 10 golü bulunan Salvador Cabañas’ın ardından turnuvanın en çok gol atan ikinci oyuncusu olarak harika bir performans sergileyerek Boca’nın 2007’de 6.kez Copa Libertadores Şampiyonluğuna ulaşmasında baş mimarı oldu. Bu yüksek performansı ile Copa Libertadores’in en değerli oyuncusu seçildi.

26 Kasım 2007 tarihinde Riquelme Villarreal ile Ocak 2008 de açılacak olan transfer sezonunda Boca Juniors a katılmak üzere anlaşmaya vardı. Ve halen Boca Juniors forması ile futbolseverlere keyifli maçlar izletmeye devam ediyor.

Arjantin Milli Takımı Kariyeri
Jose Pekerman yönetimdeki Arjantin Genç Milli Takımı ile Riquelme, Güney Amerika Gençler Şampiyonasını ve FIFA U-20 Dünya Kupasını 1997 senesinde kazandı.

2006 Dünya Kupası
Çeyrek Finalde Almanya karşısında Riquelme’nin 49.dakikada kullandığı korneri gole çeviren Robert Ayala ile öne geçmesine rağmen Klose’nin 80.dakikadaki golü ile maç uzatmalara gitmiş uzatmalarda da 1-1 lik eşitlik bozulmamış ve penaltı atışları sonucu Ayala ve Cambiasso’nun kaçırdıkları penaltı vuruşları sonrası Arjantin Yarı Finalist olma şansını kaybetmişti. Pekerman’ın da bu Milli Takımlardaki görevinin sonu oldu yerine 1990-1994 senelerinde de Arjantin Milli Takımında görev yapan Alfio Basile getirildi. Alfio Basile, Riquelme hakkında; "Roman'ın oynayış şekli her zaman çok hoşuma gidiyor. O çok farklı. Her zaman klâs bir futbol sergiliyor. Maça kimsenin arkasında başlamıyor çünkü o istisna. Tabi hiçbir futbolcu vazgeçilmez değildir ancak o Milli takım için gerçekten çok önemli" sözlerini sarf etmiştir.

2007 Copa America
Alfio Basile’in 2007 Copa America’ya çağırdığı Riquelme, grup maçlarının ikincisinde biri penaltıdan diğeri kafayla attığı gollerle Kolombiya karşısında 4-2’lik skorla kazanılan maçta galibiyetin mimarı oldu. Çeyrek Finalde Peru karşısında alınan 4-0’lık galibiyette 2 gol attı ve Lionel Messi’nin attığı golde de asist yaptı. Yarı finalde Meksika karşısında 5. golünü penaltıdan kaydetti.

2008 Beijing Olimpiyat Oyunları
Yarı finalde Arjantin’in Brezilya karşısında 3-0 lık aldığı galibiyette Riquelme’nin penaltıdan bir golle turnuvadaki ilk ve son golünü attı. Arjantin finalde karşılaştığı Nijerya’yı 1-0 yenerek Beijing Olimpiyatlarında Futbol Erkekler turnuvasında altın madalyayı elde etti.

2010 Dünya Kupası Elemeleri
Halen devam eden elemelerde takım kaptanı olarak görev alan Riquelme, Şili ile oynanan maçta 2 frikik golü ile takımının 2-0 lık galibiyete ulaşmasını sağladı. Bolivya ile oynana maçta da 2 gol atarak galibiyette önemli rol oynadı. 2010 FIFA Dünya Kupası Elemelerinde (CONMEBOL) toplamda attığı dört golle şuan gol krallığında lider durumda. Brezilya, Paraguay, Uruguay, Kolombiya, Şili ve Arjantin arasında çekişmeli bir mücadele sürüyor.

Son Olarak Kısa Kısa Bilgiler vermek isterim:

Futbolcunun Tam Adı: Juan Román Riquelme
Doğum Tarihi: 24 Haziran 1978
Doğum Yeri: San Fernando, Arjantin
Milliyeti: Arjantinli
Avrupa Birliği Pasaportu: Yok
Boy: 182 cms
Ağırlık: 75 kg
Kulüp: Boca Juniors
Mevki: Oyun Kurucu (Attacking Midfielder )[L, C]
Kontrat Sonu: Haziran 2009
Daha Önce Oynadığı Takımlar ve Transfer Bonservisleri:
Argentinos Juniors > Boca Juniors
Boca Juniors > (11 milyon Euro) Barcelona
Barcelona > Villarreal (kiralık)
Barcelona > (7 milyon Euro) Villarreal
Villarreal > Boca Juniors (kiralık)
Villarreal > (9 milyon Euro) Boca Juniors

İlk Milli Takım Formasını giydiği tarih: Kasım 1997, Kolombiya
Milli Forma İle attığı Gol Sayısı: 17
Forma Giydiği Dünya Kupası: Almanya 2006

Başarıları:

FIFA U-20 World Cup (1997)
Olympic Games (2008)
Copa Libertadores (2000, 2001, 2007)
Intercontinental Cup (2000)
Argentinian Torneo de Apertura (1998, 2000)
Argentinian Torneo de Clausura (1999)
Argentinian Primera División Footballer of the Season (Clausura 1999, Apertura 2000)
South American Footballer of the Year (2001)
ArgentinianFootballer of the Year (2001)


KAYNAKLAR:

bbc.co.uk

2008 Summer Olympics - Men's tournament

2008 Summer Olympics

Riquelme
Devamını oku

, ,

Spor Kültürü : 2008 Pekin Olimpiyat Oyunları

19 Ağustos 2008 Gönderen:Sade 1 yorum


Pekin 2008 Olimpiyat Oyunlarındaki başarısızlığımızın ardından bazı olumsuzlukları görmezden gelmemeliyiz. Tüm milletimizin ‘Neden Olimpiyat Oyunlarında başarıyı yakalayamıyoruz?’ diye kendi kendine sorması gerekir. Bu soruya verilebilecek birden fazla cevabımızın olduğu kesin. Verilebilecek cevapların listesini oluşturmak bizim milletimiz için biraz sancılı bir konu.

Eksiklerimizin tespit edilememesi

Bir yanlış ya da hatanın engellenmesinde en önemli nokta yapılan yanlışın ya da hatanın kaynağının doğru tespit edilmesidir.

Eksikler ya da yanlışlar tespit edilirken başka bireylerin çıkarlarını çoğu zaman iyi niyetle bazen de kötü niyetle düşünmekten vazgeçemiyoruz. Karşımızdakinin gücü ile doğru orantılı olarak karar veriyoruz. Güçten kastım maddi, manevi tüm kategorileri kapsıyor. Güç konusunda ayrım yapmak gereksizdir. Güçlünün haklı olduğuna şu yaşadığımız ahir zamanda, aile ilişkilerimizden, azda olsa kalan komşuluk ilişkilerimize, iş hayatımızdan, arkadaşlık ilişkilerimize kadar günlük yaşantımızdan cımbızla çekebileceğimiz özlü kesitlerde, kısaca tüm sosyal çevremizde birçok kereler karşılaşırız. Haksızlığın karşısında dimdik ayakta durmaktansa birçok kereler, çoğu maddi bazen de manevi sebepler bulur kendimize ve haksızlığı görmezden geliriz. Hem de görmezden geldiğimiz, sessiz kaldığımız bu haksızlık ya da yanlışın belki bir yetimin beklide bir masumun hakkına tecavüz olduğunu bile bile. Kendimize yapıldığında asla sessiz kalamayacağımız haksızlık ve yanlışların başkasına yapılıyor olmasının verdiği garip kendini beğenmişlik, tecavüzcünün rahatlaması, sesleri duyarken gözler kapalıyken ‘yok ki, zaten hiç var olmadı ki’ diyebilmenin kolaylığının seçilmesi, umursamazlığın rahatlığı, derdi yokluğun huzurunu bozmamak… Birçok sebebi vardır gerçek yanlışlık ve haksızlıklara sesimizi çıkarmamızın. Ve görmezden gelerek, sesini çıkarmayan birinden tepki vermesini nasıl bekleyebilirsiniz ki? Ve tepkisizliğin sonunda ezilmişlerin sayısının artması ile güçlünün daha güçlü olması kaçınılmaz.

Duyarsızlık ve Yozlaşma

Millet olarak en büyük sorunlarımızdan birisi de duyarsızlık. Tarihimizde çokça geçen yardımsever, haklıya haklını teslim edebilen bir millet olmamıza karşın yakın geçmişimizde ve üzülerek yakın geleceğimizde de öyle olacağını düşündüğüm bir yozlaşma içersindeyiz. Yozlaşma bir şeyin gerçek özelliklerinden uzaklaştırılması ya da uzaklaşmasıdır. Diğer bir deyişle "özünden ayrılma" dır. Var olan özelliklerimizi maalesef birçok hastalıklı örneklere gıpta ile bakarak ve onları örnekleyerek yaşantımıza almaktan, o hastalıklı yaşamların gündelik mutlulukları ile yetinmekten, bizlere yıllardır takılmasına izin verdiğimiz milyonlarca at gözlüklerinden kurtulmaya çalışmamaktan ve hatta o at gözlüklerini sanki bir uzvumuz gibi hissetmekten ve rahatsızlık duymamaktan dolayı kaybediyoruz. Ve bunu sanki çağın gereksinimi gibi düşünerek kendimiz kandırıyoruz. Popülerliğin köleleri olarak spor dediğimizde bile sadece futbolu düşünebiliyoruz.


Bunları haklıya haklını teslim edememe özelliğimizi yüzümüze vurmak için söylüyorum. Niye haklıya hakkını teslim edemiyoruz yada niye yanlış yapanın yanlışını göremiyoruz, haksızlıklara neden bu kadar boyun eğiyoruz? Var olan yeteneklerimiz ile ulaşabileceğimiz hedeflerimizi görmezden gelip neden başkalarının özençlerini ve hedeflerini benimsiyoruz? Bir düşünelim istedim.

Yanlış ve haksızlıkları görmeme hastalığımız devam ettikçe ve güçlü her zaman haklıdır felsefesini hayatımızdan çıkaramadıkça hiçbir konuda hakkı ile bir başarı sağlayabileceğimizi düşünmüyorum.

Daha önceki organizasyonlardaki yanlışlarımız göremediğimiz veya görsek dahi gereken müdahalelerin yapılmaması ya da milletçe bir tepki verilemeyerek yaptırılamaması sonucunda 2008 Pekin Olimpiyat Oyunları vesilesi ile Olimpiyat Oyunlarında başarısız bir ülke olduğumuzu maalesef kanıtladık. Tabi bu başarısızlığı sadece yanlışı görememek haksızlıklara dur diyememek ile açıklamakta doğru olmaz bu sadece bir sebep. Başta da söylediğim gibi birçok sebep sayabiliriz.

Türk Milletine göre spor nedir?

Spor önceden belirlenmiş kurallara göre, kişisel veya takım halinde yapılan yarışma ve rekabet amaçlı, kişisel eğlence veya mükemmelliğe ulaşmak için yapılan fiziksel aktivitelerdir. Tabiî ki sporun evrensel bir tanımlamasının olması düşünülemez. Spor, her ülke, her millet ve hatta her birey için farklı bir şekilde algılanabilir, yorumlanabilir ve tanımlanabilir.

Spor hakkında verilen tanım ve tarifler genelde sporun sınırlarını çizmeye yöneliktir. Ancak bu sınırlar da ülkeden ülkeye veya ele alındığı zaman kesitine göre değişmektedir. Örneğin Fransa için dart spor değildir oysa İngiltere spor saymaktadır. Avcılar ve profesyonel jokeylerin sporcu olup olmadığı ülkeden ülkeye değişim gösterir. Bu gibi örnekler sporun sınırlarının değişkenliğini ve sporun evrensel kabul görmüş bir tanımının bulunmadığını ortaya koymaktadır.

Olimpiyat Oyunlarında başarısızlığımızın etkili bir sebeplerinden biriside Türkiye’de spor denilince akla sadece futbolun gelmesidir. Tabiî ki futbolda bir spordur ancak spor sadece futbol değildir. Popülerliği ve endüstrisi ile futbol çok büyük bir ticari sektör olmuş iken bundan kaçmak pek mümkün değil yine de Türkiye’de başarılı ile temsil edilebilecek birçok spor dalı varken onları görmezden gelmemizi de sağlamamalı.

Ata sporumuz güreşe her zaman bir merak duyduk, 12 Dev Adam ile basketbolu, Naim Süleymanoğlu ile halteri, Süreyya Ayhan ve Elvan Abeylegesse ile atletizmi hatırladık, sevindik, gururlandık. Madalya endeksli başarı felsefemiz sayesinde günlük kahramanlarımız(!) olarak tarihteki yerlerini çoğu aldı. Oysaki böylesine başarılı sporcularımıza devlet ve millet tarafından tüm olanakların seferber edilmesi ile onların yeteneklerinden ve tecrübelerinden halen daha yararlanıyor olabilirdik. Bizse onları günlük sevinçlerimiz kaynağı gördük ve sonrasını hiç irdelemedik. Ve hatta onlara hep ‘Madalya yoksa başarıda yok’ düşüncesini hatırlatarak strese girmelerini sağladık.

Peki şuan güreşe, haltere, atletizme, yüzmeye, olan ilgimiz ne kadar? Neden illaki ilgimizi çekmesi için popüler kahramanlara ihtiyaç duyuyoruz?


Spor Kültürü

Sporun özünde dinlenmek, eğlenmek olduğu kadar aynı zamanda sosyal bir kaynaşma da vardır. Toplumla kaynaşma ve özdeşleşme konusunda spora önemli görevler düşer. Sporun sağladığı bedensel ve ruhsal anlamdaki doyum olanakları, serbest zamanları ve yaşam seviyeleri düzenli olarak artan sanayileşmiş ülkelerin özlemini duyduğu yeni bir yaşam şeklinin ayrılmaz parçasıdır. Spor insan bedenini fiziki yönüyle geliştirdiği gibi oyunlar, hareketler, yarışmalar vasıtasıyla insan seciyesini, egosunu, davranış niteliğini, psişik yapısını belirlemektedir. Spor sadece beden eğitimi yada futbol değildir. Spor, kişinin sosyal ve kişisel gelişiminde en önemli yardımcıdır. Sporu bedensel ve ruhsal gelişimimizde etkin bir araç olarak yaşantımıza entegre edebildiğimiz an, barış, kardeşlik, sevgi, saygı gibi duyguların gelişimini sağlayabileceği gibi bunun yanında fiziksel güç, daha sağlıklı bir beden, olgunlaşmış bir ruh ve spor müsabakaları ile kazanabilinecek mücadele hırsı, yenilgi kabul edebilme, yenilmemek için daha çok çaba sarf etme, bireysel yada takım oyuncusu olabilme, gibi birçok faydasını yaşantımıza dahil edebildiğimiz takdirde belli bir spor kültürüne sahip olabiliriz. Spor Kültürüne sahip olmayan bir ülke gündelik başarılarla gözünün boyanmasına ve uzun vadede başarısızlığa mahkûmdur.

Spor Eğitimi

Spor eğitimimize okullarda ‘Beden Eğitimi’ dersi ile başlarız. Ki bu spora baştan hatalı bir giriştir. Dersin adı bile yanlış seçildiği gibi en azından ona bile razı olunması durumunda bedenen eğitilen hiçbir insanı da görülmemiştir. Çünkü çoğu okulda bu dersler sınavlarla meşgul olan beyinlerin stres atmasını, rahatlamasını sağlamak amacı ile örgencilerin isteği üzerine futbol ya da basketbol oynayarak ve hatta boş arazide yayılarak gerçekleştirilir. Talep arz ilişkisi burada bariz bir şekilde gözlerimizin önüne seriliyor. Öğretmenlerin daha duyarlı olması ve görevlerini layığı ile yapmaması bir kenara yaptırmaya çalışması durumunda da öğrencilerden büyük bir tepki gördüklerine bizzat şahit oldum. Tabi ki bunda yukarda belirttiğim gibi spor kültürümüzün olmayışı büyük bir etken. Yönlendirilme koşulları ile alakalı olarak düşünebildiğimiz ve hayal ettiğimiz sınırlı sayıda popüler spor dalından başka hiçbir spora ilgi duymamamız ve yetenekli olduğumuzu düşünmememizden kaynaklı sorunlarla dolu kırk beş dakikalık beden eğitiminden kim ne fayda sağlayabilir. Tabiî ki her millet ya da her birey tüm spor dallarını sevmek zorunda değil. Yatırımlarında tüm spor branşlarına eşit olarak milyon dolar ile yapılması da beklenemez ancak en azından sevilen sporlarda tüm dünyada başarılı olarak atfedilen bir ülkede olamadığımıza göre bazı noktalarda yetersizliklerimizi görmemiz gerekmekte. Spor biliminin daha detaylı incelenmesi ile bu yönde verilen eğitimlerin daha ciddi ve profesyonel yapılması sağlanabilinirse birçok sorundan arınılacağını düşünüyorum. Atletizm, hentbol, güreş, basketbol, voleybol, koşu, yüzme gibi branşlar ile ilgilenmek isteyen kişilerin geleceğe umutla bakabilmesi için onlara bazı maddi ve manevi ödül başarı sisteme dayalı teşvik edici itici dinamiklerin hayata geçirilmesi gerekiyor.


Sporcu Keşfi

Bizim hatalarımız olduğu gibi sporcularımızı bu ve benzeri spor organizasyonlarına hazırlayan kişilerde birbirinden hatalı işlere imza attılar. Bence burada en derinlemesine düşünülmesi gereken konu yetenekli sporcuların keşfinde yaşandı. Tabi bunun yapılamamasında sadece sporcu taraması yapanların değil farklı spor dallarına ilgisi olmayan bizlerinde birer sebep olduğumuz aşikârdır. Tabiî ki hiçbir kimseye zorla bir spor dalı sevdirilemez. Zorla ilgi duyması sağlanamaz ancak farklı spor dallarına olan ilgisizlik ve sevgisizliğin ana sebebi de bu spor dalları hakkında yeterli bilgiye sahip olamamaktır.

Eskiden beridir insanlarımız spora teşvik edilmiş, spor dalları hakkında bilgilendirilmiş, farklı spor dalları özendirilmiş olsalardı, tüm Türkiye genelinde yapılabilecek sporcu taramaları sayesinde, bugün 2008 Pekin Olimpiyat Oyunlarında çok daha başarılı olabilirdik. Halen daha bu ve benzeri çalışmaların hayata geçirilebilmesi ile gelecek için ümitli olabiliriz. Uzun vadede başarı isteniyorsa sabırlı ve sistemli çalışmalar ile gelecekte sporda ve birçok konuda başarıyı yakalayan bir millet ve ülke olabiliriz.

Tüm devlet okullarını ilköğretimden başlayarak üniversitelere kadar kapsayacak ve özellikle amacın olimpiyat sporcuları yetiştirilmesi olan organizasyonlar düşünülebilir. Bu ve benzeri etkinliklere öncelikle Türkiye’nin var olan personeli ve sporcuları ile potansiyeli var olup ancak henüz keşfedilememiş ancak öyle ya da böyle mecburen devlet okulu sisteminde yer alarak keşfedilebilecek bireylerin katılımı ile çok farkı branşlarda umulmadık başarıları yakalayabilecek güçlü ve istikrarlı bir sporcu fabrikası haline gelebiliriz.


Var olan potansiyelimizi popülerlikten uzaklarda da aramak zor olmasa gerek. Her birey farklıdır. Ve her bireyin düşüncesi de farklıdır. Ve her bireyin yeteneği de farklıdır. Kimisi masa tenisi oynamayı severken, kimisi voleybol oynamaktan hoşlanabileceği gibi, bazısı atletizmden bazısı da hentboldan hoşlanır. Sporun sınırları yoktur. Onun için insanda kendini sadece bir spora kanalize ederek şartlandırması başarısızlıkla sonuçlanabilir. Farklı branşlar ile uğraşarak yeteneğinizin neye yatkın olduğunu bulabilirsiniz. Bunun en büyük örneği bu sene 2008 Pekin Olimpiyat Oyunlarında gerçekleşti. Rebecca Romero; arka arkaya iki olimpiyatta, iki ayrı spor branşında, kürsüye çıktı. Hem de birbiriyle alakası olmayan iki spor dalında madalya alıyor. Rebecca Romero, 2004 Atina Olimpiyatları'nda gümüş madalya alan bir kürekçiydi. 2 sene önce geçirdiği sakatlıktan sonra kürekte yarışamayacağına kanaat getirip branş değiştirdi, bisiklete başladı, kürek çekme yerine pedal basmaya başladı ve bu defa bisiklet-bireysel takipte altın madalya kazandı. Kürekte 2. basamağa, bisiklet-bireysel takipte 1. basamağa çıkıyor. Takdir edilmesi gereken bir başarı.

Son söz;

“Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim”

Mustafa Kemal Atatürk


Wikipedia - Özgür Ansiklopedi



Devamını oku

Türkiye Yari Final'de - Avrupa Şampiyonası 2008

21 Haziran 2008 Gönderen:Adsız 5 yorum

Türkiye Uefa Avrupa Şampiyonasında Yarı Finalist!!!
Viyana'da oynana maçta eşitliğin bozulmaması ile geçilen penaltı atışları sonucu Türkiye Yarı Finalist oldu. Beklenmedik, hayali kurulan ama gerçekliğinde şüphe edilen, inanılamayan bir sonuç....

Herşeyi Altüst eden Geri Dönüş: Türkiye'ye gol atmayın! Atarız!

Uzatmalarda Luka Modrić'in ortasına Ivan Klasnić'in kafası ile gelen golle, tüm herkes çarşamba günü İlk yarı Finalist olan Almanya'nın rakibi Hırvatistan olacak diye düşünmeye başlamışken, Türkiye'miz 3. kez geriden gelip skoru Semih Şentürk'ün inanılmaz golu ile lehine çevirmeyi başardı. Penaltılara geçildiğinde Hırvatistan hala şoktaydı ve konsantrasyon eksikliği yaşadılar. Böyle bir golü beklemiyorlardı. Kim bekliyordu ki?


Modric ve Srna'nın penaltı atışları gole çevirememesinin ardından, Rüştü Reçber Mladen Petrić'in penaltısını kurtardı. Arda Turan, Semih Şentürk ve Hamit Altıntop ise penaltıları gole çeviren oyuncularımızdı.

Yarı Finalde Oynayamayacaklar:

Maçta sarı kart gören; Emre Aşık, Tuncay Şanlı ve Arda Turan ile son maçta kırmızı kart gören Volkan Demirel cezalı oldukları için Yarı Final maçında oynayamayacaklar. Ne şanssızlık!

Futbol basit bir oyundur. Top bir oraya, bir buraya gider gelir ve sonunda Türkler kazanır

Bu maçtan sonra Ünlü İngiliz futbolcu Gary Lineker’ın "Alman Milli Takımı efsanesi"ni tanımlarken "Futbol basit bir oyundur. Top bir oraya, bir buraya gider gelir ve sonunda Almanlar kazanır" sözünü değiştiriyoruz ve kendimiz uyarlıyoruz; ''Futbol basit bir oyundur. Top bir oraya, bir buraya gider gelir ve sonunda Türkler kazanır".

Tebrikler Türkiye Milli Takımı, Oyuncuları ve tüm emeği geçenler...

Burda...
Devamını oku

Türkiye Viyana'da - Hayal - Gerçek - HAN A.Ş.

16 Haziran 2008 Gönderen:Adsız 0 yorum


Tarihi bir Maç:

Müthiş bir son 20 yirmi dakika! Hamit Altıntop , Arda Turan ve Nihat Kahveci'nin müthiş oyunu ile ardına kadar açılan Viyana kapıları!

Arda'nın ayağı kaldırdı Milli Takım Şahlandı. Hamit'in orta sahaya çekilmesi, Tuncay'ın forvet arkasına geçmesi,... ve alınan tüm riskli ama bir o kadar doğru kararlar ile müthiş bir sonuç aldık.

Sanırım Avrupa Şampiyonasın'da bir ilk oldu ve Skor 2-0'dan 3-2'ye döndü.

Arda Turan ve Ümitlendiren gol:

Nihat Kahveci ve Dünyanın en iyi kalecilerinden biri olan Cech'in yaptıgı inanılmaz hata ile Çeklerin çöküşü!

Hamit Altıntop'un asisti ile Nihatın muhteşem gölü ve İşte mutluluk anı:


Kadromuzun son düdükle şekli şemali:



Cuma günü (20.06.08) B grubunun lideri Hırvatistan ile karşılaşacak Milli Takımımız.Ek not: Volkan ve Aurelio cezalı! Bol şans! Bundan sonrasını kimse kestiremez biz bile bilemiyoruz ki! Rakiplerde ilk yarılarda oynadığımız berbat futbola mı? Yoksa İsviçre ile oynadğımız ikinci yarıya mı? Yoksa,
Çekler ile oynadığımız maçın son 20 dakikasını mı baz alacaklar sanırım biraz kafaları karışmıştır!


Uefa maçın adamını: Nihat Kahveci olarak açıkladı.

Nihat Maçın ardından : "Herkesi yenebiliriz"

Milli Takımımızın iki golünü atan Nihat Kahveci maçtan sonra yaptığı açıklamada, "Doğruyu söylemek gerekirse 2-0'a kadar çok kötü top oynadık. Tarihimizde galibiyetimiz olmayan bir Çek takımına karşı kazandık. Allah'a şükürler olsun ki istediğim yere gitti top ve o golle çeyrek finale yükseldik. Kötü oynamamıza rağmen toparlandık ve Arda'nın golüyle umutlandık. Türk Milli Takımı herkesi yenebilir. Biz bunu bugün bir kez daha kanıtladık. Rakibimiz artık Hırvatistan. Kimseden çekinmiyoruz, korkmuyoruz. Biz herkesi yenebiliriz. Son olarak herkes bugünün keyfini çıkarsın yeter" diye konuştu.

Milli Takımımızın attığı üç golde de asist yapan isim olan Hamit Altıntop, maçın ardından işi baştan sıkı tutmamız konusuna dikkat çekti.

Hamit sözlerini şöyle sürdürdü: " Maçı çevirmeyi biliyoruz ama ilk dakikadan itibaren işi sıkı tutarsak maçları daha rahat alabiliriz. Almanya-Hırvatistan maçını izledim, Hırvatlar deneyimli bir takım ve uzun yıllardır beraber oynuyorlar ama önemil olan bizim nasıl oynayacağımız. İyi oynamaz ve konsantre olmazsak zorlanırız. Önemli olan Allah'ın verdiği yeteneği kullanmamız, yeteneklerimizi sahada gösterirsek kazanırız ama hocamızın söylediklerini yapmazsak kazanamayız. 2005'te İsviçre maçında şanssızdık, geri gelemedik ve turu atlayamadık, bu nedenle her zaman geri döneyemeyebilirsiniz, işi baştan sıkı tutmalıyız."

Çek Cumhuriyeti maçının kahramanlarından Arda Turan 3-2'lik zaferin ardından yaptığı ilk açıklamada; "Çok mutluyuz söylenecek hiçbir şey yok. Bizim için çeyrek final gerçekten başarıdır. Bugün babalar günü, babama armağan ediyorum golü. Milliyetçilik duyguları üst düzey olan biriyim. Çok duygulanıyorum. Artık bu saatten sonra canımızı dişimize takıcaz. İyi futbol oynayarak iz bırakacağız. İnşallah Viyana'yı kuşatırız. Türk insanı bize inansın. Biz bütün Türk insanı için mücadele ediyoruz. Bizim tek amacımız Türk toplumu. Başka bir beklentimiz yok. Bunu bilsinler yeter. Çok inanmıştık. İnanmışlığın sonu. Tek düşüncem takım oyuncusu olmak. Milli Takıma ne kadar katkı sağlayabilirsem benim için bu önemli. Bu gece şükretme zamanı." ifadelerini kullandı.


Devamını oku

2008 Avrupa Futbol Şampiyonu : HOLLANDA

14 Haziran 2008 Gönderen:Adsız 0 yorum


Uzun süredir sıkıcı olan futbol (Almanya ve Hollanda hariç) trafiginin bugün öyle bir anlaşılmaz derece de tavan yapması sonuçu 2008 Avrupa Şampiyonası Şampiyonunu açıklıyorum: Hollanda!!! Aman aman kelimeler yetmez bu güzel futbol şölenini bizlere sunan portakallar için... Fransa'ya hiç acımadılar aynı İtalya'ya yaptıkları gibi rakiplerini göle boğdular. Tebrikler yetmez! Ben çok beğendim.

Tek kelime ile süperdi...



Bu alttaki fotoğrafıda zamanında hayran olduğum efsane kadroya saygı amaçlı ekledim. Hollanda'yı uzun zamandır bu kadar severek ve beğenerek izlememiştim.



Burda...

Devamını oku